Antik Çağlardan Günümüze Ana Tanrıça Kültü ve Balaban

Antik Çağlardan Günümüze Ana Tanrıça Kültü ve Balaban

Yeryüzünün Herakles sütunlarına kadar bilindiği kadim zamanda, dünya topraklarının tam ortasında Anadolu vardı. Homeros, bir Anadolu destanı olan İlyada’sında ‘Asya’ dedi buraya. Sonraları, büyük kıtadan ayırt etmek için ‘Küçük Asya’ anlamında ‘Asya Minör’ diye tanımlandı.

Bizans’ta, başkent Konstantinopolis’e göre güneşin doğduğu yer olduğundan, Grekçe ‘şafak’ anlamında ‘Anatole’, ‘Anatolia’ diye de anıldı. Uygarlığın beşiği, uygarlıklar mozaiği, Doğu ile Batı arasındaki köprü, kültür ve uygarlıkların vatanı olarak tanımlanması için, 19. yüzyılın sonlarını beklemesi gerekti…

“Bir zamanlar, Gökler, denizler ve kayalar, Birbirlerinden ayırt edilemeyecek halde imişler. Fakat birdenbire ortada bir musiki ötmüş; Gökler ve denizler gene bir kâinat teşkil etmekle beraber birbirinden ayrılmışlar. O esrarengiz mûsıkî, Kybele’nin doğduğunu ilân ediyormuş. Onun sembolü de ay imiş.”

laussel Venüsü

Rölyef görseli: Güney Fransa’da bulunan Laussel Venüsü. Sol eli ile karnını

tutan tanrıça kompozisyonu Çatalhöyük ve Hacılar’da da bulunmuştur.

 Ana Tanrıça Kültü ve Değişimi

 Venüs heykelcikleri olarak tanımlanan ana tanrıça bulguları, çoğunlukla tarih öncesi dönemlerden (Paleolitik - Neolitik çağ) kalma kadın figürü yontularıdır. Ana tanrıça kültlerinde görülen kadın figürü; çoğunlukla yüz ifadesi belirsiz, besili ve doğurgan, göğüsleri ve dişilik organı belirgin temsillerdir. 

 Ana Tanrıça inanışı; tüm varlıkların ve doğanın yaratıcısı olan, doğumu, yaşamı, bereketi, şiddeti, kuraklığı, ölümü var eden mutlak ve monist tanrıçanın varlığına dayanıyordu. Medeniyet ile beliren Eril Tanrı inanışının öncesinde etkin olan ana tanrıça mitosu, farklı temsil biçimleri göstermekle beraber Sümerlerde İnanna, Samilerde İştar, Mısırda Osiris, Fenikelilerde Astarte, Anadoluda Kibele, Egede Artemis, Hindistanda Kali ismini aldı. Antik Yunan mitolojisinde ise ana tanrıça Gaia isminde belirdi.

 Ana tanrıça figürlerinin yüz hatlarındaki belirsizliğin nedeni, çoğunlukla el işçiliği yetersizliği değildi. Belirsizliği ifade eden temsil tekniği, daha sonraki tarihlerde gelişecek İkonografi sanatını çağrıştırırcasına yüz ifadesinin imgenin görünürlüğü kadar ulaşılmazlığını da işaret eden bir maske içinde gizlenerek, tanrıçanın suretinin temsil dışında bırakılmasıyla oluşan kutsallık ile ana tanrıçanın mahrem olarak ifade edilmesi gerektiğine dair mitik dünya görüşüne, inanışa dayanmaktaydı. 

 kibele, ordu

 Görsel: Ordu'da bulunan 2100 yıllık Kibele heykeli

Kibele figürünün kökeni Anadolu'da çok eski dönemlere dayanır. Örneğin Hitit ve Hurriler tarafından tapınılan Kubaba, tartışmalı da olsa, çok sonraları oluşacak Kibele'ye öncülük eden figürlerden biri sayılır Bu heykel 1958 yılında Konya'nın Çumra ilçesindeki Çatalhöyük köyünde bulunmuştur. En yaygın kullanımı Frig uygarlığındadır. Frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan Kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. Doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.

Anadolu'da çok sayıda Kybele anıtı vardır. Afyon-Eskişehir civarında yer alan açık hava tapınaklarında niş içinde, iki yanında arka ayakları üzerinde birer aslan duran ana tanrıça kabartması bulunur. Ana tanrıçaya tapınmaya gelenlerin, bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kybele'nin ve aslanların üreme organlarına dokunarak aşındırdıkları görülmektedir. 

Ana tanrıça inanışı, zaman içinde değişim göstererek mutlak ve monist tanrıça varlığından cinselliğin ve güzelliğin temsili olan çeşitli tanrıçalara dönüştü. Bu dönüşüm sonucu antik Yunan döneminde Afrodit, Roma kültüründe ise Venüs ismini aldı.

Kibele - İbrahim Balaban

Görsel: Kibele (İbrahim Balaban, 2014)

Kibele ve İbrahim Balaban

 İbrahim Balaban da, 1982-1985 yıllarında hazırladığı “Bereket Anaları” adlı resim dizilerinde Anadolu insanının tarih öncesinden bu yana gelen, toprak ve karasabanla sürdürdüğü üretim çabasını konu almıştır. Yine masalsı bir ortamı çağrıstıran kıvrımlı, sarmal dağlarda çift sürenler, Kibele ya da Bereket Tanrıçaları’nın doğurganlığıyla özdeşleşmiş kadınların bir üretim kıvancı ve cümbüşünü yansıtıyor. Umutla uçuşan maviler, içinden ışık fışkıran ekinler, nakış esprisinden esinlenmiş bitkiler, bir dalganın sarmalıyla biçimlenmiş tarlalar, figürün tuvaldeki egemenliğini destekliyor. 1984 Mart’ında sergilediği “Yaşam Kavgası” dizisinde insanın doğa cebelleşmesini, yaşam savaşımını özümseyen temel içerik, önceki şemaları kırmak isteyen kompozisyon araştırmaları, ışık düzenleri, ayrıntılı ve çok titiz doğal dokularla on yıldır geliştirdiği “oyma-çizim” tekniği nakışsı ve yetkin bir işçilikle vurgulanıyor. Önceki dönemlerin bir tür “muhasalası” olan bu dizi, Kaya Özsezgin’e göre; “Bir bakıma anonim halk tasvirciliğinden kaynaklanan kişisel nitelikli bir anlayışı tek başına kökleştirmektedir." Yakın dönemde “Anadolu Erenleri” ve “Bereket Anaları”nı çağdas bir halk tasvircisi tutumuyla yorumlayan Balaban, 1985 yılı sonlarında düzenlediği sergide “Anadolu Kadınlarına” geniş bir yer ayırmıştır. Bu resimlerde çevreler, yazmalar, bakır dövme motiflerden esinlenen nakışsı yöntem sürdürülmüştür. Ürün devşiren insanlarla resmin özündeki yaşam savaşımı ve üretim kıvancı, katı, kalıplaşmış gerçekçilikten uzaklaşarak yorumlayıcı özelliklerle yorum bulmuştur. Balaban’ın 1985 sonlarında sergilediği “Anadolu Kadınları” adlı resim dizisinde önceleri daha somut gerçekçilikle biçimlediği figür düzenlemelerine nakışsı, doğal motifler eklenmiş, yaşama sevincini duyuran düşsel, masalsı bir ortam belirmeye başlamıştır.

Ibrahim Balaban Bereket Ana         Görsel: Bereket Ana (İbrahim Balaban, 2010)

Dağların Anası - İbrahim Balaban

Görsel: Dağların Anası (İbrahim Balaban, 1980)

 

Kaynaklar:

İnformadika

Ahmet Usta'nın Defteri

Vikipedi

Kybelenin Sanat Nesnesi Olarak Kullanımı (Neslihan Kıyar)



Yazan: Admin Name
Eklenme Tarihi: 22/04/2021
Son Güncelleme: 22/04/2021

Anahtar Kelimeler : kibele ana tanrıça anadolu



Henüz Yorum Yapılmamış !
Yorum yapabilmek için giriş lütfen giriş yapınız. Giriş